WHAT SHE SAID BY DEANNA TEMPLETON

DENİZ AKKAYA

Kaliforniyalı fotoğrafçı Deanna Templeton’ın yeni çalışması, kadın ergenliğinin seneler içinde değişime uğrarken, aynı zamanda bir o kadar da evrensel olduğunu gözler önüne seriyor.

Sanatçının fotoğrafladığı Kaliforniyalı genç gotikler ve “serserilerden” oluşan sokak portreleri, Deanna’yı 1980’lerde günlüğüne yazdığı, sorunlu ve yorucu ergenlik dönemine geri götürmüş. Deanna, şimdi ise iki unsuru What She Said adlı yeni fotoğraf kitabında bir araya getirdi.

Yaklaşık 20 yıldır üzerine çalıştığı bu projenin temellerini Templeton, bu süre boyunca sokakta gözüne çarpan kadınların portrelerini çekip, dijital arşivinde “kadın” başlığı altında dosyalayarak atmaya başlamış.

“Her zaman ilgimi çeken şeyleri fotoğrafladım. Ama onlara yakından bakmaya başlayana kadar hepsinin belli belirsiz, benzer bir görünüme sahip olduğunu hiç fark etmemiştim. Bana gençliğimi hatırlattılar – ya da en azından o zamanlar nasıl görünmek istediğimi.”

Fotoğraflarındaki genç kadınların çoğu, punk, metal ve goth karışımı melez bir stile sahip: boyalı saçlar, sürmeli gözler, yırtık kotlar ve favori grup t-shirtlere bürünmüş isyankar gençler!

Templeton, gençlere nasıl yaklaştığı ve genelde ne gözlemlediği ile ilgili, “sık sık onların yanlarına gidiyor ve ‘t-shirt’ündeki grubun konserine gitmiştim’ diyorum ve konuşmaya başlıyoruz. Çoğunlukla, benim o yaşlardaki halime göre, daha özgüvenli ve mutlu olduklarını fark ettim” dedi.

Adını Smiths’in aynı isimdeki şarkısından alan çalışma, Deanna Templeton’ın ABD, Avrupa, Avustralya ve Rusya sokaklarında, ergenlik dönemindeki kadınları fotoğrafladığı portrelerden oluşuyor: bu geçiş döneminin “starter pack”i sayılabilecek yırtık kotları, taytları, dövmeleri ve punk saç stilleriyle; aslında bu yoğun dönem ile baş etmeye çalışan genç kadınlar çalışmanın merkezinde yer alıyor. 

Templeton, 1980’lerde farklı bir ortamda, çok farklı bir gençlik yaşamış olsa da; genç bir kadın olarak karşılaştığı benzer hayal kırıklıkları ve zorlukları hatırladığında, kadın ergenliğinin evrenselliğini fark etmiş. Kitap, bu modern portreleri, konser afişleri ve Templeton’ın 80’lerdeki filtresiz günlüğünden sayfalar ile birleştiriyor .

Kitabın başlarında oldukça sinirli günlük sayfalarıyla karşılaşıyoruz. Ancak, ilerledikçe Deanna’nın ve dünyanın dört bir yanında fotoğrafladığı genç kadınların git gide daha yumuşadığını ve bu karmaşık dönemin içinden çıkmaya başladığını görüyoruz. Kitabın sonlarına doğru, sokak fotoğrafçısı ve kaykaycı Ed Templeton ile ilk tanıştığı zaman, günlük sayfalarının tonu aniden değişiyor. Birlikte ilk fotoğraflarını da kitaba ekleyen Deanna:

“30 yıldır birlikteyiz ama onun kitaba bakması fikri beni hâlâ çok geriyor. Elbette inanılmaz derecede destekleyiciydi, ancak bu çalışmayla hayatımı çırıl çıplak insanların önüne seriyorum”


RECOMMENDED