SOKAKTAN PODYUMA: WILLI’NİN İZİNDE

DENİZ AKKAYA

Sokak giyimini icat etti, 80’lerin en yüksek profilli siyahi moda tasarımcısıydı ve bir nesli etkiledi, ancak moda tarihi büyük ölçüde Willi Smith’i unuttu…

Spor giyimin rahat kesimlerini üst düzey terzilik unsurları ile harmanlayan marka Williwear, zamanının çok ötesindeydi. Hiçbir zaman giysilerinin dokunulmaz ve sadece podyuma ait tasarımlar olmasını amaçlamayan Willi, sokak giyimini, “kenti podyuma getirmek” olarak tanımlamasıyla moda tarihine adını kazıdı. İş kıyafetlerini, askeri üniformalar, Afrika ve Hint motifleriyle harmanlayan tasarımcı, denim ve “romantik kovboy” fikrine adeta aşık olmuş ve koleksiyonlarında genellikle tüvit, kot veya kadife kumaşlar kullanmıştır. Willi’ye göre kıyafetler herkes içindi:

“moda insanlar içindir ve modacıları bunun bilincinde olmalı. Modeller giysiler içinde poz verir, insanlar yaşar.”

İlhamını New York City’den alan Willi, dünyadaki herkesin şehir kültürünü ve milyonlarca insana verdiği ilhamı takdir etmesini istedi. İlhamını yalnızca New York City’den değil, aynı zamanda köklerinden alan Willi: “Siyah olmamın benim iyi bir tasarımcı olmamla çok ilgisi var. Renk ve kumaş kombinasyonları için Paris’e gitmek zorunda kalan bu tasarımcıların çoğu, Pazar günü Harlem’de kiliseye gitmeli. İhtiyaç duydukları tüm ilham orada.”

Willi, Williwear adlı markasını 1976’da arkadaşı Laurie Mallet ile birlikte kurdu. Marka, estetiğine hip-hop kültüründen bazı parçaları katarak, sokak giyiminde hem devrim yarattı hem de bugünkü versiyonunun temellerini atmış oldu. “Kraliçe için kıyafet tasarlamıyorum, onun yanından geçerken ona el sallayan insanlar için tasarlıyorum” diyen Willi’nin evrensel bakış açısını ve estetiğini günümüzde yaşatan markaları sizin için yazdık:

1.Hood by Air

Fotoğraf: Virginia Arcaro

New York merkezli bir sokak giyim markası; 90’ların büyük boy tişörtler, cesur grafikler ve logolarında büyük ölçüde etkilenmiştir. İkonik logosu “HBA” ile ünlenen marka, 2006’daki ilk lansmanından bu yana “high-low” kavramını benimsedi ve “kentsel” modanın tüm yönlerini yeniden yapılandırmaya çalıştı. High-low stil, gardırobunuzdaki en pahalı parçaları, en uygun fiyatlı veya daha ucuz ürünlerle eşleştirmek demektir. Markanın ezoterik ve queer’i sokak kültürünün agresif cazibesiyle birleştirme yeteneği, oldukça kült bir kitleye sahip olmasına olanak sağladı.

Fotoğraf: Dillon Sachs
Fotoğraf: Evan Schreiber

2.Eckhaus Latta

Fotoğraf: Christelle de Castro

Deneysel kampanyaları, model çeşitliliği ve yeniden yapılandırılmış androjen tasarımlarıyla tanınan marka, parçası olduğu endüstriyi sorguluyor ve sınırlarını zorluyor. Mike Eckhaus ve Zoe Latta, kimlik ve tüketim arasındaki ilişkiyi zekice analiz ederek, estetiklerine uyguladılar. Los Angeles merkezli marka, aynı zamanda 2020 Sonbahar koleksiyonundaki tasarımlarını geri dönüştürülmüş ayakkabılarla birleştirerek sürdürülebilirliğin stratejilerindeki önemini göstermişti. Endüstrinin geleceğini şekillendiren bu marka; Willi’nin mirasını, yeni neslin alışveriş alışkanlıklarıyla harika bir şekilde harmanlıyor!

3.Ottolinger

Christa Bösch ve Cosima Gadient ikilisi tarafından kurulan Berlin merkezli marka Ottolinger, “havalı” kızların vazgeçilmezi haline geldi. 90’ların Jean Paul Gaultier’ini anımsatan sıra dışı, avangart tasarımları, markanın sadık bir takipçi kitlesine ulaşmasına yardımcı oldu. Ottolinger, böyle bir markadan bekleyebileceğiniz tüm sıra dışı, distopik tasarımları bünyesinde barındırıyor! Giysileri parçalayıp, yeniden yapılandıran marka, sokak giyimine avangart bir bakış açısı getiriyor.

4.Martine Rose

2007’de Martine Rose tarafından kurulan marka, tasarımcının Jamaikalı mirasına ve Londra’ya yaptığı göndermelerin karışımıyla, içinde büyüdüğü şehri kutlayan bir marka yaratmasıyla, İngiliz modasında bir güç merkezi haline geldi. Rose özellikle son 5 senedir İngiltere Rave kültürü, Jamaika alt kültürleri ve spor giyim estetiğini tasarımlarına yansıtarak, streetwear’in adından en çok bahsettiren markalarından biri olmayı başardı.


ÖNERİLEN