SCARLETT CARLOS CLARKE: THE SMELL OF CALPOL ON A WARM SUMMER’S NIGHT

DENİZ AKKAYA

Cob, Scarlett Carlos Clarke’ın ilk kişisel sergisi The Smell of Calpol on a Warm Summer’s Night’ı sunuyor.

Carlos Clarke, içinde bulunduğumuz anın tüm tuhaflığının ve kaygısının zengin bir şekilde hayal edilmiş bu ifadesinde, ev içi yaşamın, anneliğin ve izolasyonun yeni yoğunlukları ve karantinanın alameti farikası haline gelen yakınlık ve mesafenin huzursuz karışımı üzerine bir çeşit meditasyon yapıyor. Bir yanda telefon ve TV ekranlarının uyuşturan elektrik ışıklarının aracılık ettiği sanallaşan bir dünya; diğer yanda ise dört duvarın ezici kaçınılmazlığı ve gece 2’de çığlık atarak yürümeye başlayan bir çocuk. Sergide, galeriyi bu kafa karıştırıcı çelişkiyle rezonansa giren bir mekana dönüştüren heykelsi, fotoğrafik ve duyusal işleri içeren sürükleyici bir enstalasyon sunuluyor.

Madonna ve çocuk, banliyödeki bir oturma odasında yeniden hayal edildi, pelüş bir deri koltuğa gömüldü, reklamın stilize edilmiş bolluğunun mavi ışığında ve çilek pembesi parasetamolün yapışkan her derde devasında yıkandı. Bunlar, Carlos Clarke’ın Covid-19’un şiddetlendirdiği annelik üzerine düşüncelerinin bazı önemli noktaları. Sükroz pompalanmış, cam bir kutuya sıkışmış – enerji ve uyuşukluk. Aynı anda karşıt şeyleri istemek. Sanatçının kendisinin de belirttiği gibi: ‘karışıklık ve kaos özlemi, kontrol özlemi; zincirlenmiş hissetmek, özgür hissetmek; kendini güvende ve savunmasız hissetmek; zayıf ve güçlü hissetmek; sıkılmış ve çılgınca heyecanlı hissetmek; yalnız hissetmek’. Bu çelişkiler içinde yaşanmış bir hayat, Carlos Clarke’ın serginin merkezinde emziren bir gövdenin heykeliyle şekillenen aşkın, bitkin anne: hayat veren ve enerji kaynağı yorumunun özünde yer almaktadır. Ve ‘oturma’ odası her şeyin gerçekleştiği yerdir – her zaman ufukta görünen şimdiki zamanın plajı.

Şişmiş bir beden, bir koltuk, bir ön oda veya bir anne bağı içinde aynı anda çeşitli şekillerde “kapsanmış” veya “çerçevelenmiş” olma duygusu Carlos Clarke’ın çalışmalarının anahtarıdır. Fotoğraflarının öznesi, galeri alanını ziyaret eden kişi gibi, konforun kaşındırdığı, güvenliğin bunaltıcı olduğu, titizlikle işlenmiş bir ev ortamında çerçevelenmiştir: sadece iç mekanlardan oluşan bir dünya. Kalın halılar ve yumuşak mobilyalar, görünmez “kabarcıklarımız” içinde boğulma hissinin yanı sıra, bu terimin önerdiği sinir bozucu dokunsallık çöküşünde rol oynuyor. Çekim dışı parlayan pikseller, yalnızca görsel anestezi olsa bile, bazı geçici kaçış yolları önerir. Bu, uzlaşmadığımız sürece alıştığımız koşullara kritik ve acil bir cevaptır.


ÖNERİLEN