LOUIS VUITTON FW 21 ERKEK GİYİM KOLEKSİYONU: VİRGİL’İN GERÇEKLİĞİ

DENİZ AKKAYA

Virgil Abloh, Louis Vuitton Erkek giyim için son koleksiyonunu sundu. Geçen sezon bizi Şangay’a götüren tasarımcı, bu koleksiyon için Alpler’de bir fırtına hayal ederek bizleri daha farklı bir dünyaya götürmeye karar verdi.

Marka, izleyicilerin defileyi izlerken poz vermeleri için Instagram’da monogram kar taneleri filtresi oluşturdu. Virgil marka ile son koleksiyonunda djital yeni normalin kısa bir fragmanını vermiş oldu.

Defile, kendinizi başka bir alemde, yeni bir dijital gerçeklikte olduğunuzu hissettiren bir alanda gerçekleşti. Tüm bu dijital faktörlere rağmen koleksiyonun mesajı insandı: “Büyüdüğünde ne olmak istiyorsun?” sorusuna cevap olarak tüm ırklardan, cinsiyetlerden ve yönelimlerden çocuklar için aynı fırsatları, hayalleri ve özgürlüğü yaratmak koleksiyonun yansıyan mesajıydı. Mesaja uygun olarak hikaye, arketipler ile başladı: sanatçı, satıcı, mimar… Defilede hayallerimiz ve özlemlerimiz, bu arketiplerle kişileştirildi.

Virgil Abloh, insanların giyim tarzları, kültürel geçmişleri, cinsiyetleri ve cinsel yönelimlerine karşı yaptığımız varsayımları analiz ederek, toplumun ‘normal’ anlayışını yeniden tanımladı.

Koleksiyon, belirli arketiplerle ilgili kıyafet kalıplarını korurken, onlarla ilişkilendirdiğimiz insani değerleri değiştirerek, insanların hakkındaki önyargılarımıza ışık tutmaya ve etkisiz hale getirmeye çalışıyor.

Defilede, James Baldwin’in bir İsviçre köyünde Afro-Amerikalı olarak deneyimleriyle Amerika’daki yaşamı arasındaki paralelliklerle incelediği 1953 tarihli Stranger in the Village makalesinin seslendirilmesi, onu basit bir defilenin çok ötesine taşıdı. Baldwin’in makalesi, beyaz bir Avrupa’lı perspektifinden yaratılmış sanat dünyasında siyahi bir sanatçı olmanın nasıl bir his olduğunu da ele alıyor. Mevcut siyasi ortam düşünüldüğünde Virgil’in defilesi siyahi topluluğuna güzel bir övgü niteliğindeydi.

Koleksiyon, insanlar, fikirler ve sanat etrafında yarattığımız insan yapımı kuralların ve mitlerin daha geniş bir çalışmasından ilham aldı. Koleksiyon, zihnimize yerleştirilmiş önyargıları örnekleyerek, kodları değiştirmeyi amaçlarken şu soruları sordu: Sanat kimin içindir? Düşük ile yüksek arasındaki fark nedir? Kim sanat yapar? Kim tüketir?

Koleksiyon, normalliğin ne anlama geldiğini ve neye benzediğini ve kimin normal görünme ayrıcalığına sahip olduğunu analiz ederek kafamızdaki “normali” tekrar düşünmemizi sağlıyor. Şimdi asıl soru, Virgil’in “normaline” ne taraftan gidebiliriz, çünkü kim bu yeni “normalde” yaşamak istemez ki? 😊


RECOMMENDED