I Am Not Your Negro (2016)

IS THIS AMERICA?

AHMET YILMAZ

…neredeyse hiçbir Amerikalı toplumsal duruşu ile özel hayatı arasında herhangi bir yaşayan, organik bağlantı kurmuş gibi görünmez. Özel hayatın bu başarısızlığı Amerikan toplumsal davranışları ve siyah-beyaz İlişkileri üzerinde yıkıcı bir etki yaratmıştır. Eğer Amerikalılar kendi özel benliklerine bunca bağımlı olmasalar, “Zenci sorunu” dedikleri şeye de o kadar bağımlı olmazlardı. 

Bu cümleler Amerikalı siyah eşcinsel yazar James Baldwin’e ait. Hayatının bir kısmını Amerika’daki ırkçılık sorunundan muzdarip olarak sürgünde geçiren Baldwin’in tamamlayamadan hayatını kaybettiği Remember This House (Bu Evi Hatırla) isimli kitabından yola çıkılarak hazırlanan belgesel film I Am Not Your Negro (Ben Senin Zencin Değilim), 2016’da gösterime girdiğinde büyük dikkat toplamıştı. ABD’de ırkçılığın tarihine odaklanan çalışma, tıpkı Baldwin’in ortaya koyduğu diğer eserler gibi kültür endüstrisi için oldukça dikkat çekici bir ürüne de dönüştü.

Aslında çelişkinin kendisi sayılabilecek bir örnek Baldwin’in şahsında vücut buluyor denebilir. Kültür- sanat ve eğlence endüstrisi için adeta vazgeçilmez olan siyahlar bir yandan Amerika’da sistematik ırkçılığın mağdurları oldular, oluyorlar. Baldwin bu satırları kaleme aldıktan yarım yüzyıl sonra Amerika Black Lives Matter (BLM) adlı sivil toplum hareketiyle adeta baştan aşağı sarsıldı. 2013 yılında, henüz çocuk sayılabilecek yaşta olan Trayvon Martin’in, 2014’te ise Eric Garner’ın polis tarafından öldürülmesiyle fitili ateşlenen BLM hareketi, 2020’ye gelindiğinde George Floyd cinayeti üzerine artık ülke sınırlarını aştı ve tüm dünyada ana gündem maddelerinden birine dönüştü.

Gündemin kalbine oturan bir toplumsal meselenin, beraberinde çok boyutlu gelişmeler ve tartışmalar getirmesi kaçınılmaz olsa gerek. 2020 boyunca ünlüler dünyasının nüfuzlu isimleri BLM hareketiyle dayanışma içinde olmak adına çeşitli girişimlerde bulunmaktan kaçınmadılar. Sokaklarda ırkçılık karşıtı öfkenin sesi duyulmaya devam ederken, Warner Bros. insan hakları temelli Just Mercy adlı filmini bir aylığına ücretsiz gösterime açtı, Outkast grubunun üyelerinden Andre bir tişört serisini harekete destek amacıyla satışa çıkardı, Beyoncé bir Youtube yayınında 10 dakikalık konuşma yaparken birçok alternatif müzik topluluğu ve plak şirketi destekleyici açıklamalarda bulundu, yine birçok rapçi ve sporcu gösterilere öncülük ettiler.

Asıl enteresan gelişme İngiltere’nin Bristol kentinde yaşandı. BLM eylemcileri, 1600’lü yıllarda yaşamış olan, Bristol şehriyle özdeşleşmiş köle taciri Edward Colston’un heykelini yıkarak nehre attı. Tarihten miras kalan bu anlayışta bir anlamda kazı yapmaya benzeyen girişim bugünün hak mücadelesinde “yıkıcı” olduğu kadar yaratıcı bir eylem olarak görülse de, kimileri tarafından vandallıkla itham edildi. Nihayetinde yıkılan bir heykeldi ve bir sanat temsiliydi. Gizemli sanatçı Banksy paylaştığı bir mesajla, doğduğu şehir olan Bristol’de yıkılan heykelin yerine, boynuna ip geçirilmiş ve protestocular tarafından çekilen bir versiyonunu yapmayı önerdi. Fakat bunun yerine heykeltraş Marc Quinn’a ait, bizzat eylemde yer almış Jen reid isimli BLM aktivistini bir yumruğu havada “siyah gücü” selamı verirken gösteren bir geçici enstalasyon yerleştirildi.

Filmi biraz geriye, 2018 Mayıs’ına sardığımızda karşımıza ilginç, belki kimileri için şok edici düzeyde bir popüler kültür işi olan Childish Gambino’nun This is America şarkısı çıkıyor. İçinde popüler kültür eleştirisine dair unsurlar taşımakla birlikte, daha çok Amerika’da kurumsallaşmış ırkçılığa metaforlar üzerinden saldıran video klibiyle This is America gerçek anlamda olay yarattı. Sadece bir gün içinde Youtube’da milyonlarca görüntülenme alan videonun 2021, Ocak tarihli son görüntülenme sayısı 747 milyon gibi astronomik bir rakama ulaşmıştı. 2019 Grammy ödüllerinde yılın şarkısı ödülüne layık görülen This İs America bir başka kuralı daha yıkıyordu: ilk kez büyük ödülü alan hip hop türündeki şarkının sahibi Childish Gambino ödül töreninde performans sergilemeyi kabul etmedi. On yıllardır Amerika’nın hem formları hem de ürünleriyle birlikte tüm dünyaya ihraç ettiği popüler kültürün taşıyıcılarının büyük ölçüde siyah Amerikalılar olduğu azımsanmayacak bir gerçek. Childish Gambino’nun This is America’sının da bu gerçekliğin içinde, yine o gerçekliğe karşı çıkan bir niteliği olduğu da bir başka gerçek.

Siyah Amerikalılarla büyük ölçüde özdeşleşen popüler kültür trendleri, rap hip-hop dalgalanmaları, şöhret, para ve güzelliğe dayalı yaşam tarzını pompalayan akımlar Baldwin’in yazının başındaki alıntıda söz ettiği, Amerikan toplumsal davranışları ve siyah-beyaz ilişkileri üzerindeki yıkıcı etkinin devamlılığını sağlamak veya onu korumak gibi bir işlev görüyor olabilir mi? Müzik ve sinema endüstrisinde yapım ve dağıtım araçlarını global etki yaratacak şekilde elinde tutan tekele Amerikan şirketleri sahip olsa da artık “Amerikan rüyasını” empoze eden değil, ırkçılığı ve adalet sistemini eleştiren işler ön plana çıkıyor. Bu değişim kurumsallaşmış ırkçılıkla mücadelede güçlü bir etki yaratıyor mu, yoksa rekabet, güç, iktidar anlayışlarına hizmet eden makbul siyah Amerikalıları sistem içinde tutmayı mı hedefliyor, tartışmaya açık. Ama görünen o ki BLM hareketi sıradan bir liberal söylemin ötesinde, feminizm, LGBTQI+ hakları gibi diğer toplumsal hareketleri de içine alan bir hat örmeye çalışıyor.


RECOMMENDED