Invisible Cinema, Bir Film İzleme Makinesi

INVISIBLE CINEMA, BİR FİLM İZLEME MAKİNESİ

GAMZE YEŞİLDAĞ

Schwechater (1958), Arnulf Rainer (1958) ve Afrikareise (1966) gibi çığır açan yapısal filmleriyle tanınan Peter Kubelka Avusturyalı deneysel film yapımcısı, müzisyen, küratör, eğitmen ve mimar. 1970’te kurucularından biri olduğu New York’taki Anthology Film Archives’ın sinema salonunu, bütünüyle Avangart Film Hareketi’nin o dönemdeki estetiğini temel alarak tasarladı: Invisible Cinema. 90 seyirci kapasiteli bu avangart salon 1974’te Anthology Film Archives mekan değişikliği yapana kadar kullanıldı. Küçük ve 4 yıl kadar kısa bir süre kullanılan bir salon olmasına rağmen sonrasında üç farklı kurum tarafından farklı yerlerde yeniden inşa edilen salonun New York’taki Whitney Museum’da Jonas Mekas ve Kubelka ile görüşülerek orijinal hali ile yeniden kurulması planlanıyor.

Kubelka tasarladığı salon için invisible (görünmez) diyor çünkü oditoryumun mimarisi ve iç tasarımı seyircinin dikkatini dağıtmamalı, tek odak noktası perde olmalı: “İdeal sinema salonu hiçbir şekilde hissedilmemeli, yaşamamalı, adeta orada var olmamalı”. Sinema dışında bir şey ile ilişkilendirilmemesi için beyaz perde etrafında tiyatrodaki gibi perdeler de yok. Film başlamadan aydınlatılan beyaz perde ile seyirciler salonda girdikleri andan itibaren dikkatlerini filmin oynayacağı noktaya yönlendirebiliyor. Film dışındaki tüm işitsel ve görsel ögeler ortadan kalkıyor ve izleyicinin tüm dünyası ve mekandaki hisleri belirleyen tek şey film oluyor. Kubelka tasarladığı mekanı “film izleme makinesi” olarak adlandırmasının nedenini şöyle açıklıyor: Devrim niteliğinde ve tartışmalı bu tasarım, filmin bağlı olduğu kameralar, film banyo makineleri, film düzenleme makineleri ve projektörler gibi bir fikir üzerine kurulu. Filmin izlendiği oda da film izlemek için tasarlanmış bir makine olmalı.

Invisible Cinema, Bir Film İzleme Makinesi

Salonun duvarları ve tavanı, tüm koltuklarla birlikte siyah kadife kaplı, zemin tamamen siyah halı ile kaplı ve kapılar da siyaha boyalı. Sinema perdesi ve çıkışı gösteren ışıklı yönlendirmelerin dışında hiçbir ışık yok. Aralarında bariyer olan ve bir kabuk gibi tasarlanan üzeri kapalı koltuklarda oturan seyirci ne yanındakileri görebiliyor ne arkasını ne de önünde oturan insanları. Koltukların biçimi seyircinin yalnız olması hissini vermekle kalmayıp film dışındaki diğer sesleri bloke ederek akustik bir işleve de sahip. Çünkü Invisible Cinema’da görüntü ve ses aynı yerden ve tek bir kaynaktan geliyor, filmden. Salonun kurallarından en önemlisi film başladıktan sonra içeri kimsenin alınmaması. Sessizlik de kurallardan biri, film boyunca konuşmak yasak.

Invisible Cinema, Bir Film İzleme Makinesi

Invisible Cinema’da film izleyenlerin deneyimlerini tarif ederken kullandığı üç farklı his öne çıkıyor. Birincisi “süzülme hissi”, seyirciler film izlerken bir süre sonra salonun somut gerçekliğinden çıkıp karanlıkta süzüldüklerini hissetmiş. Film eleştirmeni Vincent Canby, bu hissi bir gemide ya da uzay boşluğunda süzülmeye benzeterek dikdörtgen bir halüsinasyona bakmaya benzetiyor. Bahsedilen bir diğer his “uyku hali”, koltukların kapalı tasarımından dolayı izleyiciler otururken oda sıcaklığını olduğundan yüksek hissederken ayağa kalktıklarında üşümeye başlıyor ve otururken uyku ilacı etkisi hissediliyor. Yine Canby, dönemin halüsinasyon etkisi yaratan avangart filmleriyle birleşen Invisible Cinema deneyimi için “uyuşturucu etkisinde olmak gibi” diyor. Salonun son etkisi ise aslında Kubelka’nın tam da yapmak istediği şey olan izleyiciyi saran, tamamen çevreleyen kişisel bir deneyim yaratması ve izleyicinin bu deneyimin içine çekildiğini hissetmesi.

Kubelka’nın 1974’te salon kapandıktan sonraki yorumlarının izleyicilerin deneyimlerinden biraz farklı olduğunu söyleyebiliriz. Koltukların birbirine oldukça yakın olduğunu, göz hizasındaki engellerin yanında ayraçların o kadar yüksek olmadığını hatta kasıtlı olarak izleyicilerin birbirine dokunabileceği ölçüde açıklık bırakıldığını söylüyor. Salonda tekil olarak filmi izlerken aynı anda bir topluluk olarak bir arada olma hissini vermeyi amaçladığını söyleyen Kubelka dikkat dağıtan şeyleri uzaklaştırırken kolektif hissin varlığını korumak istediğini belirtiyor. Dönemin avangart sinemasının mekan versiyonu diyebileceğimiz Invisible Cinema’nın açıldığı dönem yarattığı sansasyon ve günümüze kadar gelen etkisi ile görünmez olmaktan hayli uzak olduğunu söyleyebiliriz.

Kaynakça:
Bridgett, Rob, ve Şenol Erdoğan. Avangart Sinema ve Beat Film. İstanbul: SUB Yayımları, 2017.
Hanich, Julian. “The Invisible Cinema.” Exposing the Film Apparatus, The Film Archive as a Research Laboratory. ed. Giovanna Fossati ve Annie van den Oeve. Amsterdam University Press, 2016.



ÖNERİLEN