GENÇ SANATÇILARIN HAYAL ETTİĞİ DÜNYADA YAŞAMAK: BÖLÜM 3

ESER ECE

Genç dünya, umarım ki Styles, Phoebe’ler, Eilish, Rooney ve Altın Gün gibi sanatçıların da yardımıyla, daha renkli ve özgür bir yere dönmek istiyor…

Sally Rooney (Normal İnsanlar romanının yazarı)

Savior Complex klibinde oynayan Paul Mescal, aynı zamanda farklı kesimlerce Fleabag’den sonra yayımlanan en iyi TV dizisi Normal People’ın başrol oyuncularından biri. Normal People, karantina döneminin başında insanları yakaladı ve onları, anında kendisine bağlamayı başardı. Sally Rooney’nin aynı adı taşıyan 2018 tarihli romanından uyarlanan dizi, iki kişiyi, hayatlarının oldukça belirleyici bir döneminde, lise yıllarından yetişkinlik yıllarının başlarına kadar takip ediyor ve birbirlerine olan etkilerinin izini sürüyor.

Normal People, Rooney’nin 2017 tarihli ilk romanı Arkadaşlarla Sohbetler’in ardından yayımladığı ve ilkinde olduğu gibi hem eleştirmenlerce beğenilen hem de ticari başarı yakalayan ikinci romanı. Rooney, romanları yazdığı sıralarda yakın yaşlarda olduğu gruplardaki insan ilişkilerini anlamaya çalışıyor.

Geçen yıl kitapları okuduğum iki sakin ve mutlu hafta sonu, bana arada bir hâlâ zihnime uğrayan bazı sorular bıraktı. Kitapları lisede okusaydım daha sonrasında farklı düşünür müydüm? Arkadaşlıklar ve romantik ilişkiler için kurgulanmış toplumsal sınırlar yavaşça bulanıklaşıyor mu? Bunları açıkça konuşmaya hazır mıyız?

Toronto Reference Library için yazar Sheila Heti’yle yaptığı söyleşide Rooney, Heti’nin kitaptaki gizli ilişkiler üzerine yaptığı bir yoruma, bunu pek bilinçli yapmadığını ancak gerçekten de “orada [‘normal’] etkileşim ve alışverişe dayalı ilişkileri tamamen aşan bir şey” olabileceğini söylüyor. Bir başka genç kadının yazıdaki dürüstlüğünden etkilenmiş şekilde, Rooney’nin bu soruları kendisine de sorduğunu ve meraklanmamız için bize kapıyı açtığını düşündüm.

Toplum içinde bizi yakalamış görünmez ipleri zorlayacak üçüncü bir Sally Rooney deneyimini ve 2021 içinde yayımlanması düşünülen Arkadaşlarla Sohbetler’in TV uyarlamasını heyecanla bekliyorum.

Altın Gün

Görünmez sınırlar demişken, Altın Gün grubunu tanıtmak bir zevk çünkü pek çok farklı ve güzel birikimin sürpriz sonucu olarak karşımıza çıktılar. Amsterdam’da kurulan Altın Gün, kendileri de büyük eski bir sihrin parçası olan Anadolu Rock ve Türkçe halk şarkılarını yeniden yorumlayan bir saykedelik funk & rock grubu. Altı kişilik grupta Türkiyeli, Hollandalı ve İngiliz üyeler bulunuyor. Grup, yeni şarkılar yazmıyor ancak Türkçe halk şarkılarını ve 60lar/70ler klasiklerini saykedelik, rock, funk ve disko düzenlemeleriyle çalıyor. Üç stüdyo albümleri, dünya müziği kategorisinde bir Grammy adaylıkları var ve neredeyse tüm kıtalarda konserler vermişler.

Röportajlarını takip ettiğinizde ilk fark ettiğiniz şey herkesin bu karışım ve sonuca şaşırması… Birbirlerini nasıl bulmuşlar? Türkçe müzik söylemeyi nasıl düşünmüşler? Nasıl bu kadar iyi bir müzik çıkabilmiş? Bu denli ayrılmış dünya, onlardan ne öğrenebilir?

Aynı soruları tekrar tekrar almalarının ardından, üyelerin bunları ya da kültürel ayrımları o kadar da derin şekilde düşünmediğini, sadece müzik sevgisiyle bir araya geldiklerini görebiliyorsunuz. “Bu müzik, müzik hepimizin ötesinde ve üzerinde bir şey,” diye cevaplıyorlar. Canlı performanslarını veya soruları yanıtlamalarını izlerken gülümsemeden edemiyorsunuz çünkü belli ki düzgün, tatlı, nazik insanlar ve yaptıkları şeyi çok seviyorlar. Onlar da kendi müziklerinin birer hayranılar. Bu da beni Anadolu Rock hakkında okurken rastladığım sihirli söze götürüyor… “Bir ulusun yeni değişikliğine ölçü, musikide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir.” Anadolu Rock, devletin 1930’lardan 1950’lere dek uyguladığı kültür politikalarının doğal ancak beklenmedik sonucuydu, diğer taraftan müzisyenler de dönemin Batı müziği ve toplumsal olaylarından etkilenmişlerdi. Atatürk’e ait bu söz, kültür politikasının temeliydi. Çünkü ona 180 yıl öncesinden seslenen Montesquieu’in bu konuya dikkat çektiğini görmüştü. Montesquieu ise bunu, bize binlerce yıl önceden seslenen Platon’dan okumuştu!

Son yıllarda artan bir ilgiyle, Türkçe halk şarkılarının şiirsel bilgeliğini taşıyan bu evrensel dil, dünyanın her yerinden insanlarla bağ kurabiliyor. Umalım ki Altın Gün’ün başarısı artmaya devam eder çünkü eğer Platon haklıysa, gelecek zamanlarda müzikteki değişiklikten daha fazlasını bekleyebiliriz demektir.

Billie Eilish

Yukarıda ismi geçen tüm sanatçılardan daha genç, henüz 19 yaşında ve kendi şarkılarını yazan bir müzisyen daha Billie Eilish, tabii aynı zamanda ‘dünyanın en çok sevilen ergeni’ unvanını da elinde tutuyor olabilir. Billie ve beraber müzik yaptığı ağabeyi Finneas’la aynı dönemde hayatta olduğum için çok mutluyum. Eğer büyüdükleri dönemi takip etme şansımız olacaksa çok şanslıyız demektir.

Finneas’ın solo müziğini dinlediğinizde onun mutlu bir insan olduğunu duyabiliyor ve onunkinden çok farklı bir vizyonu hayata geçirebilmesiyle, Billie için ne kadar uygun bir prodüktör olduğunu fark ediyorsunuz. Billie, müzik janrları arasındaki sınırların bulanıklaşmaya başladığını gösteren en iyi örneklerden biri; bunun yanı sıra toplumsal cinsiyet rolleri, giyinme, cinsellik, toplumun konuşulmayan kodlarındaki sınırların da… Müzikte ve fanlarıyla bağ kurmakta ne kadar iyileşirse, insanların gözlerini, kırdığı bu kodlara açabiliyor.

Photo by Jordan Strauss/Invision/AP

Müziği ilk duyduğunuzda sizi nereye götürdüğünü merak ediyorsunuz. Bir Lana Del Rey patikasından mı geçtiniz, yoksa Tyler, the Creator mı? Bir Amy Winehouse ritmi mi duydunuz? Ancak sonra ya tamamen yeni bir evrende ya da gözlerinizin önünde kaçırdığınız dünyada olduğunuzu anlıyorsunuz. Billie’nin sizi götürdüğü dünya mutlu bir yer değil. Masal perilerine değil, canavarlara inanıyor… Onlardan korkuyor, eve geri dönmek istiyor belki ama her şey üzgün ve üzücü… Demek ki ergenlik çağındakiler de böyle hissediyor… Harry Styles’in inandığı, nezaketin güçlülük olduğu dünyanın da var olduğuna inanmak istiyorlar ama eğer her şey ölüyorsa, ne anlamı var?

Ne mutlu ki Billie, uzun yıllar süren depresyon zamanlarını atlatmış görünüyor. Çünkü ne duygusal ne de finansal olarak sanatçılarını koruyabilen bir dünyayız ve onu da kaybedebilirdik. Oysaki atacağımız her adımda birbirimize ihtiyacımız olacak. Çünkü sanatçılar ve fanları arasındaki ortak deneyim, iki tarafı da iyileştirmekle kalmıyor, bir şekilde gerçekliği tersine çeviriyor.


ÖNERİLEN