GELECEĞİN HASTANESİ

GAMZE YEŞİLDAĞ

“Geleceğin Hastanesi” hastanelerin ve sağlık tasarımlarının geçmişten bugüne kadarki sürecini sorgulayan bir görsel manifesto.

Dünyaca tanınan mimarlık ofislerinden OMA’nın (Office for Metropolitan Architecture) Reinier de Graaf liderliğinde oluşturduğu araştırma projesi, kentleri planlamada hastalıkların rolünü inceleyip geleceğe dair bir bakış açısı getiriyor ve sağlık mekanlarının bugünkü durumu ile neye dönüşebileceğine dair soruları COVID-19 parantezinde soruyor.

Sanatçı ve mimarlardan oluşan uluslararası on iki ekibin kent olasılıkları ile ilgili kişisel spekülasyonlarını ve önerilerini içeren ‘Twelve Cautionary Urban Tales’ sergisi kapsamında yapılan film, sağlığın ve hastanenin sadece mimariye ait bir konu olmadığının; kentleşmeye ve kent yaşamına dahil çok daha geniş bir başlık olduğunun altını çiziyor.

Film içeriğinden:

“Yaşam süresi uzuyor, artık salgınlar yok ve insanlar bulaşıcı hastalıklardan ölmüyor. Refah sağlıktan daha çok pazarlanabilir bir kavram ve kendi sektörünü yaratıp giderek çeşitleniyor. Hastaların iyileşme hızlarını artıyor ve hastanede kalış süresini azaltmak için mekânsal çalışmalar yapılıyor. Peki gerçekten sağlıklı mıyız? Yaşam süremiz uzarken sağlığımız yerinde duruyor mu?

Tam da bu noktada bir pandemi ortaya çıkıyor.

Yeni normal denilen şey asıl bu süreç tamamen bittikten sonra başlayacak ama bu normal ne kadar yeni ya da ne kadar normal?

Orta Çağ’da salgınların kentlere girmesini ya da ortaya çıktıkları yerde kalıp yayılmasını önlemek için inşa edilen duvarlar hastalığın ortadan kaybolmasını da zorlaştırdı. Avrupa’da salgınların merkezi hep kentler oldu. Sanayi devrimi ve sanayi kentleri hastalıkların çıkış noktası haline geldi. İnşa edilmeyen Hygeia kenti sonrasında, birçok steril kent modeli üretilip inşa edildi. İnsanlar büyük gemiler ve uçaklarla kentlere akın ederken tasarlanan bu kentler hiçbir şeyi sonlandıramadı.

İspanyol gribi sağlık kurumlarının işleyişini tamamen değiştirdi, bilim insanları birer kahraman haline geldi. O sırada mimarlar da daha fonksiyonel, daha verimli ve daha büyük hastaneler üreten bürokratlara dönüştüler. Fakat binaların ömrü ve kullanım süresi giderek kısalmaya başladı, değişime ayak uyduramadılar, öyle ki bazı büyük hastaneler kullanılmaya başlamadan işlevsiz hale geldiler.

Bildiğimiz hastaneler artık öldü, geriye bir tek birimi kaldı: yatak. Bu tek bir yatağın işleyebilmesi için gereken oda büyüklüğünden aletlere, test yapılacak mekanlardan kullanılacak enerjiye, ekilebilir toprağa kadar gereken alan 2190 m2. Geleceğin hastanesi bir tiyatro sahnesi gibi her bir duruma ayak uydurabilecek düzeyde esnek olmalı. Organların 3 boyutlu yazıcılarda üretildiği bir dönemde hastaneler neden öyle üretilmesin? Kendi atıklarından kendini yeniden inşa eden hastaneler, kendi ilaçlarını da bir sera gibi üretecek. Geleceğin hastanesine gitmek zorunda değiliz çünkü o sipariş oluşturabilecek, bir lojistik merkezi gibi uzaktan işleyecek, gerektiğinde elindeki verilerle operasyonları uzaktan gerçekleştirecek. Sağlık her yeri kaplayan bir takım yıldızına dönüşecek. Geleceğin hastanesinde makineler çalışanların yapacağı tüm rutin işleri üstlenecek, tüm hassas çalışmalar makinelerin keskin ellerine bırakılacak. Geleceğin hastanesi daha otomatik olarak daha insancıl olabilir mi?

Filmi buraya tıklayarak izleyebilirsiniz.


ÖNERİLEN