EUPHORIA SANSASYONU

DENIZ AKKAYA

Bağımlılıkla mücadele eden 17 yaşındaki Rue tarafından anlatılan karanlık drama Euphoria’nın yaratıcısı Sam Levinson, seks, uyuşturucu, şiddet ve pornografiyi filtresiz bir şekilde aktarması nedeniyle çok sayıda eleştiri almasına rağmen dizi, genç jenerasyonun favorisi haline geldi. Aldığı eleştirilere rağmen dizi, Gen Z’nin kalbini, dizideki geniş karakter yelpazesi ve psikolojik problemleri romantikleştirmeden işlemesiyle fethetmeyi başardı.

Euphoria’daki karakterler, henüz kendilerini tanıma aşamasında olan gençlerden oluşuyor. Dizinin makyaj ve kostümleriyle bu kadar ünlü olmasının sebebi de aslında tam olarak bu: kendini özgürce, gerçekçi bir şekilde ifade edebilen bir grup genç! Euphoria’yı, Gossip Girl gibi daha önceki gençlik dizilerinden ayıran şey; karakterler, izleyen herkesin kendinden bir şeyler görebileceği niteliklere sahipler. Zendaya’ya Emmy ödülünü kazandıran karakter Rue, hem tarzı hem de olduğu kişiyle cinsiyet normlarına karşı çıkıyor, androjen, psychedelic sokak giyimini tercih ediyor.

Euphoria’nın içerdiği tüm elementler, Gen Z’nin deneysel ruhunu sembolize ediyor. Bu jenerasyonun geçmiş stillere olan yoğun ilgisi, sadece parmak uçlarındaki bilgi zenginliğinden değil, aynı zamanda geçmişe daha somut bir şekilde erişme yeteneklerinden de kaynaklanıyor. Ancak, Gen Z’nin mevcut moda seçimlerini şekillendirmede en büyük rolü muhtemelen sosyal medya oynuyor. Kimileri için oldukça toksik mecralar olan sosyal medya kanalları, kimileri için de kendilerini özgürce ifade edebildikleri bir yer.

Bu özgürlük duygusu, tartışmasız önceki nesillerden daha cüretkâr, mükemmel bir kültürel değişim fırtınasının sonucudur. 2020 Pew Araştırma Merkezi’nin araştırmasına göre, Gen Z, şimdiye kadarki en ırksal ve etnik açıdan farklı ve akışkan cinsiyet normları konusunda en rahat nesil. Özellikle makyaj görünümleriyle ünlenen dizinin makyaj artisti Doniella Davy, göz altına glitter uygulaması ve neon eyeliner gibi detayları sosyal medyada gördüğü genç nesilden aldığını söyledi. “Gen Z bir şey hakkında tutkulu olmaya karar verdiğinde, orman yangını gibi yayılıyor” diyor Davy.

Dizinin renkli ışıklarla aydınlatılmış görselliği, uyuşturucu, parti ve mutluluğa değil; gençlerin çağımızda yaşadığı sıkıntıların sapkınlığına “ışık tutmak” içinmiş.

Çoğu dizinin aksine, “Euphoria” yedi ana karakterden oluşuyor ve bunların hiçbirinin başrol oynamadığı görülüyor. Rue dışındaki karakterlerin çeşitliliği, toplumsal ve kültürel düzeyde daha fazla bakış açısının gösterilmesine olanak sağlıyor. Bu farklı bakış açıları, izleyicilere dizideki karakterlerle ilişki ve empati kurma fırsatı veriyor. Dizi, uyuşturucu bağımlılığı, depresyon, anksiyete, OKB ve ADD gibi birçok zihinsel sağlık sorununu filtresiz bir şekilde tüm gerçekleriyle göz önüne seriyor. 

Rue karakteri, akıl hastalığının tabu olarak görülen bir konudan, birçok insanın hergün savaştığı, normalleştirilmesi ve kabul edilmesi gereken bir statüye evirilmesine olanak sağlıyor. Jules’un sonuçlarını düşünmeden heyecan arayan bir romantik oluşu, Kat’in kendisine gerçekten iyi davranan bir adamla tanıştığı zamanki içgüdüsel korkusu, Maddy ve Nate’in toksik ötesi ilişkisi; çok insani duyguları yansıtmasının yanı sıra, karakterlerin kendi özgüvensizlikleri ve bunların sonucunda neleri tolere ettiklerini de çok çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Dizide, sıkı arkadaşlıklar yer alsa da aslında izleyen herkes karakterlerin özünde ne kadar yalnız olduğunu net bir şekilde görebiliyor.

Karakterlerin hepsi kendi derdinden muzdarip olsa da; yalnızlık, izolasyon, kalp kırıklığı ve endişe duygularının evrensel olduğu inkar edilemez bir gerçek ve bu da dizinin merkezinde yer alıyor…

Dizinin merakla beklenen ikinci sezonunun ise 2021 sonu veya 2022’nin ilk aylarında çıkması bekleniyor.


ÖNERİLEN