EKO-ANKSİYETE

DENİZ AKKAYA

Seller, orman yangınları, nesli tükenmekte olan hayvanlar… Dünyanın sonunun geldiğini düşünmemek elde değil.

Eko-anksiyete, bireyin çevresinde kısa süreli geri dönüşü olmayan değişikliklerin bir sonucu olarak hissettiği derin ve sürekli bir endişe halidir. Yaşadığımız dünyanın kademeli olarak kendi kendini yok etmesi karşısında hissettiğiniz yoğun çaresizliğin genel belirtileri uykusuzluk, yeme bozuklukları, konsantrasyon güçlüğü, üzüntü ve depresyondur. Yani eko-anksiyeteye, eko-depresyon, eko-OKB ve eko-PTSD de eşlik ediyor gibi 🙂 

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli tarafından 9 Ağustos’ta yayınlanan bir rapor, küresel ısınmanın insalığa ve tüm canlılara tehdit haline geldiği alarmını verdi. Raporda, atmosferin, okyanusların ve yerkürenin ısınması gibi bazı “geri dönüşü olmayan” durumlarda, insanların “kesin bir şekilde” suçlu olduğu belirtildi. Bu sene şimdiye kadar rekor hava sıcaklıkları ve ekstrem hava koşulları görüldü; ve rapora göre eğer gerekli aksiyonlar alınmazsa durum yalnızca daha kötüye gidecek.

Sera gazı emisyonlarını azaltmak için hızlı ve büyük ölçekli önlemler alınmadığı takdirde, 20 yıl içinde ortalama küresel sıcaklığın 1,5 santigrat derece ısınma eşiğine ulaşması veya bu eşiği geçmesi muhtemel görülüyor. Sanayileşme öncesi seviyenin 1.5 santigrat derecenin üzerine çıkması, genellikle yeryüzünün ve insanlığın, insan sağlığını ve geçim kaynaklarını tehlikeye atmadan baş edebileceği en yüksek derece olarak görülüyor.

Şimdiye kadar, sera gazlarını azaltma konusunda ülkelerden verilen taahhütler henüz bir etki yaratacak büyüklükte olmadı. 

İklim değişikliği ile ilgili duyulan endişe sağlıklı ve çok haklı olsa da, bazı kişilerde rutin işleyişlerini engelleyecek seviyeye ulaştı. Bu, miras almak üzere oldukları dünyaya verilen zararı gören ve etkilerine en şiddetli maruz kalan Z kuşağı ve milenyum yaş grupları arasında yaygındır.

İklim değişikliğinin uzun vadeli etkileri – eriyen buzullar, yükselen deniz seviyesi ve dünya genelindeki sürekli ısı dalgaları – birçok kişiyi varoluşsal bir korku duygusuyla karşı karşıya bıraktı. Kendinizi ‘bu krizi çözmek için ne yapabilirim?’ veya ‘yaptıklarım çözüm olabilecek etkiye sahip mi?’ diye soruyorsanız, aramıza hoş geldiniz.

Y kuşağının ve Z kuşağının çoğu aslında gezegenin ne kadar ömrü olduğunu sorgular durumda. Yaş grubu göz önüne alındığında, asla düşünmemeleri gereken bir soru hakkında yalnızca endişelenmiyorlar aynı zamanda çözüm arayıp, konu hakkında farkındalık yaratmaya çalışıyorlar. Düşüncelerimizdeki çaresizlik, gezegenimizin içinde olduğu durumun basit bir yansıması aslında. Peki bu kaygı ve düşünceler ile nasıl baş edebiliriz?

Bu endişe duygusu insanların zihninde yer edinmiş olsa da uzmanlar ve aktivistler, kaygılarını destekleyici terapiyle birlikte eyleme dönüştürmenin, buna karşı koymada insanlara yardımcı olacağına inanıyor.

Eko-kaygı ile başa çıkmanın yolları:

 – Durumu tanımlayın ve kabul edin

 – Kendiniz çok zorlamayın ve yeşil çözümleri hayatınızın elinizden geldiğince bir parçası haline getirin.

 – İklim aktivizmine dahil olmak bir validasyon duygusu verebilir

– Mutlu son için kederi eyleme dönüştürmeye çalışın


ÖNERİLEN