BRITNEY’İ NEDEN RAHAT BIRAKMALIYDIK?

ALARA ALPAY

Özellikle 2000’li yıllarda ilişkileri, skandallar ve söylentilerle gündeme gelen genç sanatçı ve ünlülerin hayatlarını hepimiz yakından takip ediyoruz. Peki bu insanların ne yaptıklarını bu kadar yakından takip ederken, kişisel hayatlarını ve mahremiyetlerini ne kadar önemsiyoruz?

2007 yılında ‘Britney’i Rahat Bırakın!’ diye ağlayan internet fenomeni Chris Crocker’a o zamanlar hepimiz gülmüş, konu ile dalga geçmiştik. Chris’in bu kadar üzgün olmasının sebebi ise Britney Spears’ın sadece o yıl MTV Video Ödülleri’ndeki performansından dolayı değil, artık çok net bir şekilde tanıyabildiğimiz kadın düşmanlığına olan isyanıydı.

Gençliği ve güzelliği medya tarafından nesneleştirilip ve cinselleştirilmiş genç bir kıza, sorulmayacak soruları, yüz kızartıcı ithamları hem sanatçı olarak hem de anne olarak karşılaştığı iddiaları fark etmekte başarısız olduk. Son on yıldır medyanın Britney ile ilgili yaptığı her haber, akıl sağlığını, eski ilişkilerini ya da annelik becerilerini hedef alıyor.

Medya ve popüler kültürün genç kadınlara karşı nasıl sinsice bir tutum sergilediğini o yıllar fark edemesek de, geçtiğimiz hafta çıkan ‘Framing Britney Spears’ belgeseli, bu utanç verici davranışlara ışık tutuyor ve kadın düşmanlığına karşı geç kalınmış olsa da, bir tepki doğuruyor.

Bu belgesel diğerlerinden biraz farklı, ne şahsen Britney, ne ailesi ne de menajeri bu belgeselde yer alıyor. Ailesinin ve 12 yıldır vasilik yoluyla hayatını kontrol eden babasının bu konuda konuşmayı reddetmesi hiç de şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan şey, belgeselin Britney’nin katıldığı programlardan, talk showlardan ve röportajlardan; arşiv görüntülerinden oluşması – bu görüntüler, Spears’ın yıllar boyu maruz kaldığı nefretin ve psikolojik şiddetin doğrudan örnekleri.

2003 yılında katıldığı bir programda Diane Sawyer, Britney’e Justin Timberlake’in kalbini neden kırdığını soruyor, sanki bu iki taraflı ayrılığın tek suçlusu Britney ve mağdur kişi Justin Timberlake’miş gibi. 2006 yılında ise Dateline sunucusu Matt Lauer, oğlu Sean kucağındayken araba kullandığı bir fotoğrafı – Britney’i kovalayan onlarca paparazzilerden birinin çektiği fotoğraf – hedef alıp Britney’nin ebeveynlik yetilerine saldırıyor; hem de Britney paparazziler tarafından sürekli tacize uğramanın ve her adımının takip edilmesiyle ilgili hislerini ağlayarak ve çok üzgün bir şekilde paylaşırken. Sanki bir kadının oğlunu kucağına alması, yüzlerce kişi tarafından kovalanıp mahremiyetine saygı gösterilmemesinden daha kötü bir şeymiş gibi.

Kısacası Britney’e karşı yapılmış kadın düşmanlığını tanımak için kimsenin bir açıklama yapmasına ya da röportaj vermesine gerek yok, sadece 10-15 yıl öncesine ait bu görüntüler bir çok şeyi açıklığa kavuşturuyor; paparazzi ve medya terörünün ne kadar yıkıcı ve zararlı olabileceği ve medyanın fikir ve düşüncelerimizi ne kadar kolay kontrol edebildiği gibi. Çünkü ne yazık ki Britney bütün bu travmaları yaşarken, nerdeyse bütün dünya kafasını kazıdığı için deli olduğunu düşünüyordu ve dalga geçiyordu.

Bu görüntüler ve kadın düşmanlığı, insana utanç veriyor ve artık 2021 yılında bu tarz hareketlere yer yok, medya kuruluşları ve paparazziler çok daha dikkatli ve sağduyulu olmak zorunda. Yıllardır sadece Britney değil, kendisi gibi onlarca başarılı kadın gençlik dönemlerinden itibaren onları objeleştiren söylemlere tahammül etmek zorunda kalmış ve bunun sonucu olarak çok kötü deneyimler yaşamıştır.

Sevdiğimiz, ilgilendiğimiz ünlülerin ne yaptıklarını, her anlarını merak edip takip etmek istiyor olsak da artık şunu unutmamalıyız ki ünlü olmak nimet olduğu kadar kişilerin hayatını mahvedebilecek lanetlere de yol açan bir durum. ‘Framing Britney Spears’ belgeseli ile bakış açımızı değiştirebilir, sürekli onları takip ederek değil saygı ve anlayış göstererek sevgimizi yansıtabiliriz. Chris Crocker’ın da diyeceği gibi; Britney ve onun gibi yetenekli kadınları rahat bırakın!


ÖNERİLEN