BİR İSYAN ŞEKLİ: GİYİNMEK

DENİZ AKKAYA

Geçmişteki özgürlük hareketlerinin ikonik imgeleri tek bir şeyi ortaya çıkarıyor: güçlü politik mesajlar için, giysiler.

Süfrajetler, feminizmin ilk büyük dalgasını başlattıklarında aynı zamanda akıllarında bir stil planı da vardı: dünyayı hareketlerinin haklılığına ikna edebilmek için geleneksel olarak kabul edilen Edward tarz kıyafetler giymek. Burada amaçları normlara uymak değil, hayatın her alanında objeleştirilen kadının, bu sefer kıyafet ile yargılanmak istememesiydi. Ancak aralarındaki bir istisna kadınların pantolon tavanını kırmalarına yardımcı oldu. Amelia Bloomer, bol pantolon üzerine bir tunik giyerek, adeta bir devrim yarattı. Ardından Elizabeth Smith Miller, daha sonra “bloomer ” olarak adlandırılan benzersiz bir pantolon stili icat ederek kadın giyime pantolonu getiren ilk modacılardan oldu. Elizabeth, “bu benzersiz stili” ilk olarak Amerikalı oy hakkı savunucusu, sosyal aktivist, kölelik karşıtı ve erken dönem kadın hakları hareketinin önde gelen figürü olan kuzeni Elizabeth Cady Stanton’a göstermiş; Cady, pantolon giyme deneyiminden çok etkilenmiş.

Üç sembolik renk süfrajet için çok önemliydi: sadakat ve haysiyet için mor, umut için yeşil ve saflık için beyaz ve resmi etkinliklerde beyaz giyilirdi. Resmi etkinlikler için beyaz seçildi; böylelikle kadınlar, zaman tanımadan direnişlerini gösterebilirlerdi. Bu seçimin zamansızlığını, 6 Kasım 2019 ABD seçimlerinde Kamala Harris’in bembeyaz takımıyla yaptığı konuşmada çok net bir şekilde gördük. Kamala’nın kıyafet seçimi yalnızca süfrajetleri değil, aynı zamanda 1968’de Kongre’ye seçilen ilk Afrikalı-Amerikalı kadın olduğu için beyaz giyen Shirley Chisholm’u, 1984’te Walter Mondale’in başbakan yardımcısı olmayı kabul etmek için beyaz giyen Geraldine Ferraro’yu ve 2016’da başkan adaylığını kabul etmek için beyaz giyen Hillary Clinton’ı, kendisinden önce gelen tüm kadınları ve mücadelelerini selamladı. Beyaz renkteki takım elbise, dünyanın dört bir yanına çok güçlü bir mesaj verdi. Türkiye’nin ilk kadın başbakanı Tansu Çiller de siyasi kimliğinin yanı sıra dönemin modası kâküllü, küt saç modeli, desenli fularları, vatkalı uzun ceketleriyle kombinlediği diz altı etekler, yani bir anlamda “güç giysileri” ile de çok konuşuluyordu. Çiller’in beyaz renk düşkünlüğü de dönemin en çok konuşulan konularından biri olmuş, ancak kimse Çiller’in süfrajetlere selamını görememiş…

Fotoğraf: AP Photo/Andrew Harnik, Pool

Öncü tasarımcı Coco Chanel, 20. yüzyılın başlarında kadın giyiminde başka bir devrim yarattı. Coco’nun ikonik tüvit etek takımı dünyadan, giyen kişiyi daha ciddiye almasını cesurca talep etti. Chanel, Deauville toplumundayken, toplantılara pantolon giyerek gidiyor; cinsiyet normlarına yalnızca tasarımlarıyla değil kendi aktivizmiyle de baş kaldırıyordu.

1920’li yılların gelişiyle, kadınlar benzeri görülmemiş bir cesaretle sosyalleşti ve çocuksu tarzların yeni bir çağını başlattı. On yılın en dramatik değişimi, flapper’ların korseleri reddetmesi ve asırlarca abartılı kadınlık ideallerinden uzaklaşarak kısa saç stillerini benimsemesiydi. 20’lerin parti dolu hayatı ve kadınların sosyal ortamlarda bu denli kabul edilişi, 2. Dünya Savaşı’nın gelişiyle sonlandı.

II. Dünya Savaşı, ihtiyaç dışı her şeyi reddetti ve erkeklerin çatışmaya gitmesi kadınların işgücünü ele geçirmesine ve güçlenmelerine sebep oldu. İşgücünü domine eden kadınlar, burada da bir mesaj vermek istedi. Rosie Riveter destekçileri, sağlam botlar, saç eşarpları ve pantolonlardan oluşan bir üniforma ile daha ütiliter bir stil benimsedi. Kotlar kadın giyiminde yerini aldı ve denim, on yılın en moda ve daha da önemlisi en dayanıklı kumaşları pamuk, patiska ve suni ipeğin arasında yerini aldı. Kadınların az bir kısmı orduya katıldı ve resmi üniforma olarak kalem etek giymeye zorlanan kadınlar, ülkeleri için savaşmadaki eşsiz konumlarını bir kez daha göstermiş oldular. Feminizmin güçlendiği dönem, kocaların savaştan dönmesiyle birlikte sona erdi. Kocalar işgücüne cinsiyet rolleri de geleneksel normlara geri döndü. Ardından kadınlar, profesyonel emellerini alışveriş ile değiştirmeleri için ataerkil kapitalist düzen tarafından manipüle edildiler.

Dior’un “New Look”unun öncülüğünü yaptığı abartılı kadınlık, bir canlanma yaşadı ve tarlatan eteklerin vazgeçilmez parçası haline geldi. Bu, dışarıda kadınların silüetini fazlasıyla değiştirse de kadınlar evde rahat stillerinden vazgeçmedi. 60’ların sonlarında, 80’lerde hüküm sürecek olan diğer toplumsal hareketlerle birlikte ikinci bir feminizm dalgası başladı ve kadın giyimi yeniden gelişti. Mary Quant mini etekleri icat etti; Twiggy, Quant’in kreasyonunu giyerek kum saati silüetine meydan okuyarak daha düz, maskülen stili normalleştirmede önemli rol oynadı.

Afro-Amerika Sivil Haklar Hareketi süresince siyahiler, giysilerin farklı mesajlar iletme gücünden sık sık faydalandılar. Saygınlık siyasetinin öncelik kazandığı 50’ler ve 60’ların Sivil Haklar hareketinin davalarından, 70’ler Kara Panter döneminin üniforması ve Black Lives Matter hareketini sloganlı t-shirt’lerine kadar, tüm bu dönemlerde, giysilerin sembolizmini zamanın duygusu çok gerçek bir şekilde yansıtıyor.

İkinci dalga ayrıca kadınlar için erkeksi stilleri yeniden canlandırdı. Herkesin yüksek bel pantolon, düğmeli gömlek ve blazer gibi parçalarla uzun saçları ve parlak renkleri karıştırmasıyla 70’lerde erkek giyim ve kadın giyim arasındaki çizgi bulanıklaştı. Anne Klein, 60’ların sonlarında “power suit” (güç takımı) buldu ve on yıldan fazla bir süre sonra, Grace Jones gibi androjen yıldızlar, kadınlar işte ve toplumda yeni rollere talip olduklarında stil ikonları haline geldi. Grunge, 90’lı yıllarda flanel ve yırtık kot pantolon gibi unisex parçaları popülerleştirdi. Bu eğilimlerin ön saflarında yer alan Bikini Kill ve Bratmobile gibi kadın punk gruplarından oluşan Riot Grrrl hareketi, feminizmin üçüncü dalgasının tonunu belirledi. Müzisyenler, cinsiyet nötr modayı benimsemenin ve şarkı sözleri kadar cesur grafik mesajları göstermenin yanı sıra, kalp motifleri ve pembe renk gibi “feminen” detayları yeniden anlamlandırdılar.

Şu anda, feminizmin dördüncü dalgası sürüyor ve moda da büyük bir rol oynamaya devam ediyor. Günümüzün siyasi kutuplaşması, ilerlemenin doğrusal olmadığını gösterdi ve önümüzdeki on yılın trendlerini tahmin etmek zor olsa da moda her zaman zeitgeist’ın bir yansıması oldu. Bu yansımanın en net imgesi de kadın liderler ve giydikleri kıyafetler arasındaki yakın ilişki.


ÖNERİLEN