Photo: Linda Simpson

BİR İSYAN SANATI: DRAG

DENIZ AKKAYA

RuPaul’s Drag Race 2009’da yayınlanmaya başladığından beri, drag sanatı yavaş ama istikrarlı bir şekilde ana akımda hak ettiği değeri görmeye başladı.

Artık yalnızca LGBTQ+ topluluğu tarafından takdir edilmeyen drag queen’ler, dünyanın en saygı duyulan pop kültürü ikonları haline geldiler, önde gelen dergi kapaklarını, müzik videoları ve reklam kampanyalarını ele geçirdiler!

Drag, onlarca yıla yayılan zengin bir kültürel tarihe sahiptir, popüler tiyatro pratiğinden cinsiyet normları ve rollerine karşı siyasi bir duruşa dönüşmüştür. Drag, eğlence sektöründe güçlü varlığını sürdürürken, aynı zamanda etkileyici ve güçlendirici bir sanat formu örneği olarak tanınmayı da hak ediyor. Bir cinsiyet illüzyonu yaratmak için moda ve bedensel metamorfoz becerilerini birleştiren drag, nihayetinde, cinsiyet ve cinsellik kavramlarıyla özgürleşen yepyeni bir insan olmakla ilgilidir. Özgürleştirmek ve heyecanlandırmak için vardır.

Kadın kimliğine bürünme pratiğinin sahnede derin kökleri vardır. Kadınların oyunculuk yapmasına izin verilmediği dönemlerde erkekler, kadın rollerini canlandırmak adına kadın kılığında performans sergilerlerdi. Japon Onnagata, Çinli Tan veya Shakespeare’in kadın karakterleri bu uygulamanın enkarnasyonlarıdır. Ancak kadın kılığında giyinmek, drag sanatı ile eş anlamlı değildir. Şimdi drag queen olarak adlandıracağımız sanatçılar, 18. ve 19. yüzyılda cinsiyet rollerinin git gide daha dar kalıplara sokulduğu, ‘çapraz giyinmenin’ belirgin bir şekilde kışkırtıcı bir kimlik kazanmaya başladığı dönemde, inanılmaz bir ötekileştirmeye maruz kalmışlardır. 

Crystal LaBeija in a scene from Frank Simons-The Queen 1968 FOTO Lewis Allen
Paris Is Burning Voguer, Brooklyn ball, 1986 FOTO Jennie Livingston

Netflix yapımı Pose’u izlediyseniz 1970’lerde New York drag balolarını mutlaka görmüşsünüzdür. Bu balolar, jüriyi şaşırtmak ve eve bir avuç kupa ile dönmek için en iyi podyum yürüyüşünü yapmanızı gerektiriyor! Balolar ve evler, AIDS krizi sırasında kuir mücadelesi için özellikle çok önemliydi. 1980’lerde, eşcinsel Amerikalılar korkunç bir hızla hastalanmaya ve ölmeye başladı. Birçok durumda korunmasız cinsel ilişki yoluyla yayılan AIDS, eşcinsel topluluğunu perişan etti. Halk sağlığı kurumlarının AIDS’e verdiği yanıtlar, kuir cinsel davranışlarıyla ilgili homofobik ve ırkçı varsayımlarla doluydu ve AIDS krizini engellemekten çok kuir bireyleri damgalamak üzerine çalışıyorlardı. Buna karşılık, bazı ev anneleri yavrularını güvenli seks konusunda eğittiği ve AIDS’lilerin derin duygusal travmalarına şifa sağladığı ‘önleme evleri’ni kurdular. Bu evlerden bazıları ayrıca, Soru-Cevap bölümünün izleyicileri HIV riskleri ve önleme konusunda eğittiği NYC’de düzenlenen House of Latex Ball gibi önleme baloları da düzenledi. Drag queen’ler ve kuir alanları, kuir topluluğa, heteroseksüel toplumun sağlayamayacağı bir şey sağladı: koruma, sevgi ve bakım.

Evler, efsanevi anaerkil kraliçelerin genç kraliçeleri koruduğu, beslediği ve sahip çıktığı ailelerdi. Evler, kuirlerin ve kraliçelerin, “executive realness” gibi atanmış kategorileri somutlaştırdıkları ana akım toplumun kodlarını yeniden yorumlayarak, kararsız bir seyirci kalabalığının tıslamalarına veya tezahüratlarına göre podyumda yürüdükleri ve dans ettikleri balolarda yarışıyorlardı. Esasen siyah ve Latin kuir Amerikalılar tarafından yaratılan bir sanat formu olan balolar, yalnızca gerçeklerden kaçışla ilgili değildi: balolar, toplumsal konumlarını temelden yeniden yaratmak için hayal gücünü ve performansı kullanmanın güçlü bir yoluydu. ‘Drag annesi’ kavramının doğduğu yer de burasıydı. Tecrübeli kraliçeler, görünüşlerinin yanı sıra performans sergilemeyi de öğretmek için gelecek vadeden drag sanatçılarını kanatlarının altına alırdı. Sadece drag dünyasına girmek isteyenlere değil, hayatlarında zor bir dönemden geçen gençlere genel olarak bir yuva sağladılar.

Drag aileleri, 1990’daki drag balosu belgeseli Paris is Burning’de (Madonna’nın Vogue’una esin kaynağı olmuştur) yoğun bir şekilde yer alır; House of Xtravaganza ve House of LaBeija da bunlar arasında yer alır.

Paris Is Burning Butch Queens in Drag, Brooklyn ball
Marsha P Johnson FOTO Andy Warhol
Paris is Burning- Pepper LaBeija

1969’daki Stonewall İsyanı, özellikle Marsha P Johnson olmak üzere drag queenlerin New York’taki gay barlara yönelik polis baskınlarını protesto etti ve Gay Liberation Front’un kurulmasına yol açtı. Kabul ve eşitlik mücadelesi 1970’lerde ve 1980’lerde büyüdü ve Harvey Milk, 1977’de San Francisco’da kamu görevine seçilen ilk açık eşcinsel erkek oldu.

Henüz bu dünyayı herkes için eşit ve adil bir yer haline getirebilmemiz için atacak çok adımımız olsa da, geçmişteki mücadelelerden feyz alarak bu gerekli adımların öncüsü olabiliriz. Bu adımları atarken de biraz ilham için Tandi Iman Dupree’nin ikonik tavandan şpagata düşmesi izlenebilir 😊


ÖNERİLEN