ANDROJEN MODANIN AKIŞKAN TARİHİ

DENİZ AKKAYA

Androjen stiller şu anda endüstrinin en favori trendi durumunda. Bu terime aşina değilseniz, androjen modanın yeni bir kavram olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Ancak, androjen modanın kökeni 17. yüzyıla dayanıyor!

Androjen, “erkeklik” ve “kadınlığı” birleştiren bir tür cinsiyet temsilidir. Kelimenin kendisi iki kavramı birleştirir ve bireyin hem maskülen hem de feminen özelliklere sahip olması anlamına gelir. Androjen, her zaman bu isimle olmasa da, uzun bir tarihe sahiptir. Bu terim 1970’lerde, bir cinsiyet bilimcisi olan Bem’in psikolojik androjen kavramını ortaya koymasıyla daha fazla önem kazanmıştır. Psikolojik androjen, bir bireyin hem maskülen hem de feminen niteliklere sahip olabileceği fikrini ortaya attı. Daha da önemlisi, bu nitelikler karışımına sahip olmanın iyi bir şey olabileceği fikrini yansıtıyordu!

Androjen moda stilleri, aslında Asya’da uzun süredir var olan bir trend. Japon, Kore ve Çin medyası, anime, manga, K-pop ve J-pop kültürlerinde uzun zamandır görülmekte olan androjen stile sahip bireylere karşı yıllardır olumlu bir tutum içerisinde. Son birkaç yıldır toksik maskülenlik ile boğuşan batı ülkeleri ise androjen stil hala radikal bir konsept olarak görülüyor!

Tarih boyunca, giyinme stilleri toplumsal yapılar tarafından dar cinsiyet kalıplarına sokuldu. Pantolonları yalnızca erkekler giyebilirdi ve bir kadının pantolon giymesi düşünülemezdi bile. ‘Asi’ androjen moda stillerinin en erken formları İngiltere ve Fransa’da ortaya çıktı. Başlangıçta özel bir giyinme biçimi olarak düşünülen androjen moda, aristokrat sınıfı görsel olarak öne çıkarmanın tercih edilen yoluydu. 1800’lü yıllarda sanayi devrimi ve beraberinde getirdiği üniformalar ile erkek ve kadın arasındaki stil bütünlüğünün temeli oluşmaya başladı. Değişim, kadın casusları işe alan İngiliz ve Amerikan ordularının, pantolon üzerine ceket ve elbiselerden oluşan özel üniformalar giymeyi zorunlu kılmasının ardından daha da hızlandı. Kadın aktivistlerin ortaya çıkması ve erkek kıyafetleri giymeye başlamasıyla, androjen moda hareketi daha da popülerleşti. Yavaş yavaş, kadınlar erkekler tarafından giyilen kıyafetleri daha rahat bulmaya başladılar. Kadın elbiseleri ile karşılaştırıldığında, erkek pantolonları fiziksel aktivite ve konfor açısından mükemmeldi!

Fotoğraf: Cecile Beaton

Elizabeth Smith Miller, daha sonra “bloomer ” olarak adlandırılan benzersiz bir pantolon stili icat ederek androjen moda hareketine atılan ilk tasarımcılardan biri oldu. Elizabeth, “bu benzersiz stili” ilk olarak Amerikalı oy hakkı savunucusu, sosyal aktivist, kölelik karşıtı ve erken dönem kadın hakları hareketinin önde gelen figürü olan kuzeni Elizabeth Cady Stanton’a gösterdi. Cady, pantolon giyme deneyiminden çok etkilendi.

1900’lerden başlayarak, I. Dünya Savaşı civarında, geleneksel cinsiyet rolleri hızla bulanıklaşmaya başladı ve moda üzerinde gözle görülür bir etki yarattı. Coco Chanel ve Paul Poiret gibi Couture öncüleri, “Flapper stilini” popülerleştirmeye başladı. Yüksek bel bol dökümlü pantolonlar ve “şık bob” saç stilinden oluşan flapper tarzı, ünlüler arasında büyük popülerlik kazandı. 60’lar ve 70’ler, kadınların oy hakkı hareketinden derinden etkilendi.

Ayrıca, medyanın, özellikle de sinema ve müziğin ortaya çıkışı, androjen couture’un benimsenmesinde kritik bir rol oynamıştır. Yves Saint Laurent’in moda endüstrisinde devrim yaratan feminenliğin yorumu olarak tanımladıkları ‘Le Smoking’ takımını buna verilebilecek en androşem örneklerden biri!

Fotoğraf: Museée Yves Saint Laurent
Fotoğraf: Museée Yves Saint Laurent

1970’lerde, Jimi Hendrix sadece müziğiyle değil, aynı zamanda ‘kadın’ bluzları ve yüksek topuklu ayakkabılar giyme seçimiyle de ünlendi. Ayrıca, David Bowie’nin alter egosu Ziggy Stardust’ı da unutamayız. “Persona”, David’in “The Rise and Fall of Ziggy Stardust and Spiders from Mars” albümünü çıkardığında halka tanıtıldı. İçerdiği kişiliğin ayrıntıları sorulduğunda David bunu cinsel belirsizliğinin bir yansıması olarak tanımladı. Pop kültürü ve sinema yıldızlarının etkisi altında, androjen moda 1970’lerde ana akım haline geldi. David Bowie dışında, karşıt kültür “çift cinsiyetli disko zamanları” bize Boy George, Prince ve hatta John Travolta’yı getirdi.

1968’de, New York Times “unisex” terimini ortaya attı. Ardından, cinsiyetsiz moda, cinsiyetsiz stiller, cinsiyetsiz kıyafetler ve androjen moda, unisex adı verilen tek bir şemsiye altında birleşti.

21. yüzyılın başlarına geldiğimizde, yeni nesil bir tasarımcıların androjen modayı endüstrinin temeli haline getirmeye çalıştığını görüyoruz. Bu tasarımcılar, Y ve Z kuşakları üzerinde inanılmaz etkisi olan ikonlarla bir araya gelerek; yeni neslin cinsiyet kavramına olan bakış açısını tamamen değiştirdi!

Kapak fotoğrafı: Ryker Allen


RECOMMENDED